Kilis ve Gaziantep’te eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda, “silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamasıyla 3 şüpheli yakalandı. Gözaltına alınan şahıslar, emniyetteki işlemlerinin ardından adli makamlara sevk edildi. Şüphelilerden M.Z.A.E. ve Y.A. isimli şahıslar çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderilirken, M.B.D. isimli şahıs ise adli kontrol ve yurt dışı yasağı şartıyla serbest bırakıldı.
Öte yandan, DEAŞ ile bağlantılı olduğu tespit edilen 5 kişi daha yakalanarak yapılan işlemlerin ardından deport edildi. Kilis Emniyet Müdürlüğü’nden yapılan açıklamada, başta DEAŞ olmak üzere tüm terör örgütlerine karşı yürütülen mücadelede kararlılığın sürdürüleceği vurgulandı.
Kırşehir’in Mucur ilçesinde Ramazan Karaaslan’dan 6 Nisan’da haber alamayan yakınları, durumu 112 Acil Çağrı Merkezi’ne bildirdi. Ekipler, Karaaslan’ın en son ilçeden taksi ile Kesikköprü mevkisine gittiğini belirledi.
İhbar üzerine bölgeye AFAD, jandarma ve UMKE ekipleri sevk edildi. Ekipler, Ramazan Karaaslan’ın bulunması için bölgede arama çalışması başlattı. Arama çalışmaları 12’nci günde de devam etti.
Ekipler 13 kilometrekarelik alanı havadan, 80 kilometrekarelik alanı karadan taranmış; ayrıca Kızılırmak hattı boyunca 45 kilometrelik kıyı şeridi yaya olarak, 45 kilometrelik su üstü hattı ise botlu bir şekilde arama faaliyetlerine devam etti.
Kırşehir Valiliği’nden yapılan yazılı açıklamada; “İlimiz Merkez ilçesi Kesikköprü mevkisi civarında kaybolduğu bildirilen Ramazan Karaaslan isimli vatandaşımıza yönelik arama çalışmaları, Valiliğimizin koordinasyonunda AFAD, İl Jandarma Komutanlığı ve ilgili diğer kurumlarımızın katılımıyla tüm imkanlar kullanılarak sürdürülmektedir. Bugüne kadar yürütülen arama faaliyetlerinde toplam 424 personel görev almış; 4 insansız hava aracı (İHA) ile 3 arama ve iz takip köpeği sahada etkin olarak kullanılmıştır. Çalışmalar kapsamında 13 kilometrekarelik alan havadan, 80 kilometrekarelik alan karadan taranmış; ayrıca Kızılırmak hattı boyunca 45 kilometrelik kıyı şeridi yaya unsurlarca, 45 kilometrelik su üstü hattı ise botlu ekiplerce kontrol edilmiştir. Arama faaliyetleri sırasında bölgedeki metruk yapılar, kuyular, menfezler ve sazlık alanlar başta olmak üzere riskli noktalar ayrıntılı biçimde incelenmiş; elde edilen saha verileri kayıt altına alınarak aranan alanlar sektörleme yöntemiyle işaretlenmiştir. Yürütülen yoğun çalışmalara rağmen kayıp vatandaşımıza ait herhangi bir kıyafet, eşya veya biyolojik emareye henüz rastlanılmamıştır. Şahsın üzerinde iletişim aracı bulunmaması nedeniyle teknik takip imkanı sınırlı kalmış; yapılan kamera ve KGYS incelemelerinde de hareket yönüne ilişkin teyit edilmiş somut bir veriye ulaşılamamıştır. Mevcut aşamada arama faaliyetleri; İl Jandarma Komutanlığı unsurlarından Komando Timi (13 personel), 1 İHA Unsuru (2 personel) ve 1 Asayiş Timi (5 personel) olmak üzere toplam 20 personel tarafından Kesikköprü mevkisinden Sarıyahşi ve Hirfanlı havzasına kadar olan hatta hava şartları da dikkate alınarak ırmak kenarında ve dron desteğiyle ırmak üzerinde fiziki arama şeklinde devam ettirilmektedir. Bununla birlikte komşu illerden ve yerel kaynaklardan ulaşan her türlü ihbar ve bilgi de titizlikle değerlendirmeye alınmaktadır. Süreç; teknik ve İHA destekli arama, istihbarat takibi, yerel ihbarların değerlendirilmesi ve adli tahkikat çerçevesinde çok yönlü olarak sürdürülmektedir. Yeni bir somut veri, bulgu veya güvenilir ihbar alınması halinde ilgili birimlerimizce gerekli operasyonel süreçler derhal devreye alınacaktır” ifadelerine yer verildi.
Edirne’nin Havsa ilçesinde devrilen otomobildeki 4 kişi yaralandı. Ş.Z. idaresindeki 39 SZ 808 plakalı otomobil, Kırklareli-Edirne kara yolu Söğütlüdere köyü kavşağında sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yoldan çıktı.
İhbar üzerine olay yerine sağlık, jandarma ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Yaralanan sürücü ve otomobildeki 3 yolcu, sağlık ekiplerince Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne kaldırıldı.
Olay, sabah saatlerinde Karacalı Caddesi’nde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, M.Ö.’ye ait 71 M 0119 plakalı BMC marka minibüste park halindeyken henüz bilinmeyen bir sebeple yangın çıktı.
ARAÇ KISA SÜREDE ALEV TOPUNA DÖNDÜ
Kısa sürede büyüyen alevler, aracı sardı. 112 Acil Çağrı Merkezi’ne yapılan ihbar üzerine olay yerine itfaiye ve polis ekipleri sevk edildi. İtfaiye ekiplerinin müdahalesiyle yangın kısa sürede kontrol altına alınarak söndürüldü.
Yangının ardından araçta soğutma çalışması yapıldı. Büyük çapta maddi hasar meydana gelen minibüs kullanılmaz hale geldi.
Yangının çıkış sebebinin belirlenmesi için polis ekiplerince inceleme başlatıldı.
Edinilen bilgiye göre olay, Sahabiye Mahallesi Mete Caddesi üzerinde meydana geldi. İddiaya göre M.Ş. ve oğlu M.R.Ş. henüz bilinmeyen nedenle tartıştıkları inşaat işçisi R.T. ve Ü.D.’ye silahla ateş açtı.
BABA-OĞUL OLAY YERİNDEN KAÇTI
2 işçi yaralanırken baba-oğul olay yerinden araçlarıyla kaçtı. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Yaralılar sağlık ekiplerinin olay yerindeki ilk müdahalesinin ardından ambulansla hastaneye kaldırıldı.
Çalışma başlatan polis ekipleri araçla kaçan baba ve oğlunu Otak Sokak üzerinde suç aleti ile birlikte yakalayarak gözaltına aldı. Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Kastamonu’nun merkeze bağlı Ballık köyünde 67 yaşındaki E.G., evde tartıştığı oğlu Murat Gökdağ’ı (33) av tüfeğiyle vurdu.Karnından ağır yaralanan Murat Gökdağ olay yerinde hayatını kaybederken baba E.G. jandarma ekiplerince gözaltına alındı. Murat Gökdağ’ın cenazesi, Kastamonu Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin morguna kaldırıldı. Baba E.G., tutuklanarak cezaevine gönderildi.
Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Önleme Büro Amirliği ekipleri, Türkiye’yi yasa boğan okul saldırılarının ardından sosyal medya platformlarını mercek altına aldı. Yapılan teknik takipte; saldırıları bahane ederek halk arasında korku ve panik yaratmak, devlet kurumlarını aşağılamak ve toplumu kin ve düşmanlığa sevk etmek amacıyla paylaşımlarda bulunan hesaplar tek tek tespit edildi.
HUKUKİ SÜREÇ BAŞLATILDI: 22 HESAP KAPATILDI
Emniyet birimlerinin titiz çalışması sonucunda Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301, 216 ve 213. maddelerini ihlal ettiği belirlenen; 18 Telegram, 2 Facebook ve 2 X (Twitter) hesabı hakkında rapor hazırlandı. Kars Sulh Ceza Hakimliğine sunulan rapor neticesinde, 16.04.2026 tarihli mahkeme kararıyla söz konusu hesap ve paylaşımlara erişim engeli getirildi.
“SİBER DEVRİYELER” GÖREV BAŞINDA
Kars Emniyet Müdürlüğü’nün toplumsal acıları provoke ederek dezenformasyon yayan ve suç teşkil eden paylaşımlarda bulunan şahıslara karşı siber devriye faaliyetlerinin kesintisiz devam edeceği bildirildi. Vatandaşların, kaynağı belirsiz ve panik yaratmaya yönelik paylaşımlara itibar etmemeleri istendi.
Edinilen bilgiye göre, Ortakent Mahallesi Müskebi Caddesi üzerindeki bir narenciye bahçesinde bulunan konteynerlerde yangın başladı. Çevredekilerin ihbarı üzerine bölgeye itfaiye ekipleri sevk edildi.
İtfaiye ekipleri, alev alev yanan 3 adet konteynere müdahale etti. Ekiplerin çalışması sonucu yangın kontrol altına alınarak söndürüldü. Yapılan incelemelerde, yangının depo kısmında elektrik kontağından çıktığı belirlendi. Yangında, 3 konteynerde bulunan 15 adet tek kişilik yatak ve ranza ile 7 ton kapasiteli 3 su tankı tamamen yanarak kullanılamaz hale geldi. Ayrıca bahçede bulunan kalaslar da zarar gördü.
Herhangi bir can kaybı veya yaralanmanın yaşanmadığı olayla ilgili inceleme sürüyor.
Türkiye, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan iki ayrı okul saldırısıyla sarsılırken, ortaya çıkan tablo güvenlik boyutunun ötesine geçen daha derin bir tartışmayı beraberinde getirdi. Aynı yaş grubuna mensup faillerin, benzer motivasyonlarla ve benzer yöntemlerle hareket etmesi inkar edilemez kritik bir gerçeği yeniden gündeme taşıdı: Bu saldırılar tesadüfi değil, küresel bir modelin parçası.
Bu modelin merkezinde ise Amerika Birleşik Devletleri bulunuyor. Uzun yıllardır “school shooting” başlığı altında incelenen bu saldırılar, ABD’de artık istatistiklerin konusu olacak kadar dehşet verici… 2023 ve 2024 gibi yıllarda 300’ü aşan olay sayıları, bu şiddet biçiminin münferit olmaktan çıkıp bir “davranış kalıbına” dönüştüğünü ortaya koyuyor. 1990’lı yılların sonlarından itibaren kayda geçen okul saldırıları, özellikle son 10 yılda ciddi bir sıçrama gösterdi. Esas korkutucu olan da bu artış eğilimi.
ABD, yüksek gelirli ülkeler arasında açık ara en fazla okul saldırısının yaşandığı ülke konumunda bulunuyor. Şiddetin ödüllendirildiği, bireysel kahramanlık anlatılarıyla süslendiği dijital oyunlar; saldırgan profillerin detaylı biçimde işlendiği sosyal medya içerikleri ve algoritmalar aracılığıyla sürekli beslenen bir görünürlük. Tüm bunlar, özellikle ergenlik çağındaki bireyler için güçlü bir etki alanı oluşturuyor.
AİLE YAPISINDAKİ DÖNÜŞÜM ÖNEMLİ
İkinci kırılma noktası ise aile yapısında yaşanan dönüşüm. Geleneksel denetim mekanizmalarının zayıflaması, “sınırsız özgürlük” anlayışının kontrolsüz biçimde yayılması ve çocukların merkezde olduğu ama sınırların belirsizleştiği yeni ebeveynlik tarzı, riskleri artıran bir zemin hazırlıyor.
Ortaya çıkan sonuç ise dikkat çekici: Türkiye’nin kendi toplumsal kodlarında yaygın olmayan bir şiddet biçimi, küresel kültür akışıyla birlikte görünür hale geliyor. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki saldırılar bu nedenle yalnızca birer suç dosyası değil; aynı zamanda yeni bir dönemin işareti olarak karşımıza çıkıyor. Bu tablo, “ithal şiddet” tartışmasını yeniden gündeme taşırken, Türkiye’nin sadece güvenlik politikalarıyla değil; eğitimden aile yapısına, dijital denetimden kültürel üretime kadar geniş bir alanda yeni bir refleks geliştirmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Uzmanların görüşlerine başvurarak, Amerikan menşeili bu ithal şiddet vakalarına mercek tuttuk.
ABD’DE BELİRTİLER TAKİP EDİLİYOR
ABD okul saldırılarının önüne geçebilmek için öğrencide başgösteren semptomları izlemeye başlıyor. Belirli başlı semptomlar ise şunlar: Akan zorbalığına maruz kalmak. Okuldan uzaklaştırılmak yahut atılmak. Saldırganların ateşli silahi en fazla kendi evlerinden temin ediyor olmaları. Aile içi huzursuzluk. Örneğin anne veya babalarının boşanmış olması. Şiddet içerikli konulara ilgi duymaları. Şiddet içerikli oyunlar oynamaları. İlgi duydukları karşı cinsten karşılık alamamaları.
ABD’Lİ CANİYİ İDOL BELLEDİ
ABD’nin Isla Vista bölgesinde 23 Mayıs 2014’te düzenlenen silahlı saldırının faili Elliot Rodger, 6 kişiyi öldürmüş 14 kişiyi de yaralamıştı. Kahramanmaraş’taki saldırıyı gerçekleştiren İsa Aras Mersinli’nin, Rodger’den çok fazla etkilendiği ve hatta sosyal medya mecralarında profil fotoğrafı olarak kullandığı basına yansıdı. Saldırıdan önce Rodger’ın sosyal medyada videolar paylaştığı ve yaklaşık 140 sayfalık bir manifesto hazırladığı ortaya çıkmıştı. Mersinli’nin de olayı gerçekleştirmeden saatler önce benzer bir manifesto hazırladığı biliniyor.
BİNİN ÜZERİNDE SALDIRI
ABD’de son 25 yılda binin üzerinden okul saldırısı gerçekleştiği biliniyor. 2024 yılında bu saldırılar tavan yaparak 300’ü buldu. Yine son 25 yılda okul saldrılarında 350 kişi yaşamını yitirdi.
Etik ve Toplumsal Değerler Uzmanı Prof. Dr. Esra Akın
ŞİDDET İÇERİKLİ OYUN HAYATA YANSIR
Etik ve Toplumsal Değerler Uzmanı Prof. Dr. Esra Akın, “Çocukların ve gençlerin oyunlarla nasıl temas ettiği, hangi oyunları yaşamlarına dahil ettikleri son derece önemli. Çünkü oyunlar yalnızca bir eğlence aracı değil, aynı zamanda bir öğrenme ve değer aktarım mekanizması. Sürekli şiddet içeren oyun oynayan, ölen, öldüren, yaralayan, kan döken ve bu şekilde level atlayan çocuklar, bir süre sonra bunu hayatına da yansıtabiliyor. Özellikle gerçek dünya ile sanal dünya arasındaki farkı ayırt edemeyecek durumdaki desteğe muhtaç çocuk ve gençler, toplumsal değerleri tehdit eden bir sürece hizmet edebilir. Tarih boyunca oyunlar, toplumsal değerlerin inşa edilmesi ve gelecek nesillere aktarılması açısından önemli bir rol üstlendi. Günümüzde oyunların dijitalleşmesi bu gerçeği değiştirmedi. Aksine, dijital oyunlar aracılığıyla çocuklar ve gençler hâlâ öğrenmekte ve hayata adapte olmakta.” dedi.
OYUNLAR TOPLUMU ŞEKİLLENDİRİR
Seçilen oyunun çocuğun kişiliğini etkilediğine değinen Akın, “Eğer seçilen oyunlar şiddet, yok etme ve zarar verme temaları üzerine kurulmuşsa, bu içeriklerin bireyler üzerindeki etkisi de kaçınılmaz olarak olumsuz olacaktır. Sürekli bu tür içeriklere maruz kalan bireylerin psikolojisi, yaşam tarzı ve hayata bakış açıları zamanla etkilenebilmektedir. Dijital dünyada oyun içeriklerine yerleştirilen ‘öldürme’ ve ‘yok etme’ temaları, bu öğrenme sürecini olumsuz yönde şekillendirebilmektedir. Yanlış kurgulanmış bir oyun, bireyin şiddete karşı duyarsızlaşmasına ve zarar verme davranışlarını daha kolay benimsemesine yol açabilir. Bugün oynanan oyunlar, yarının bireylerini ve toplumunu şekillendirmektedir” ifadelerini kullandı.
Uzman Psikolog Ayşe Yılmaz
ÖLDÜRMEYİ DE DİJİTAL SANIYORLAR
Uzman Psikolog Ayşe Yılmaz, “Tarih boyunca çocukların yetişmesinde oyunlar hep etkili olmuştur. Dijitalleşen dünyada artık oyunların da dijitalleşmesi sürpriz değil. Eskiden çocuklar daha geleneksel oyunlar oynadığı için işin içine şiddet girdiğinde canları acıyor ve şiddet içeren oyunlardan nispeten uzak duruyorlardı. Ancak dijital dünyada ölmek öldürmek zarar vermek kavramları da dijitalleştiği için, çocuklarımız bilinçaltında “öleceğim veya öldüreceğim ama hayat yine oyundaki gibi kaldığı yerden devam edecek” telkiniyle karşılaşıyor olabilir. Işte burada alınması gereken önlemler var.” şeklinde konuştu.
OYUN SANAL TEHLİKE GERÇEK
Aile için eğitimin önemli olduğunu vurgulayan Yılmaz, “Bir çocuğun eğitimi anne karnından yani aileden başlar. “Çocuğum kimlerle arkadaşlık ediyor? Boş vakitlerinde ne gibi oyunlar oynuyor? Karanlık WhatsApp gruplarına katılıyor mu? Bu gruplarda neler konuşuluyor? Şiddet içerikli oyunlara ne kadar meraklı?” gibi sorular Her anne babanın zihninde olmalı ve bu soruların cevabı muhakkak aranmalı. Yoksa geleceğimize emanet edeceğimiz bir nesli çok büyük bir tehlike bekliyor. Zira oyun sanal ama tehlike gerçek” değerlendirmesinde bulundu.
Çocuk Gelişim Uzmanı Filiz Yıldırım
ÇOCUĞUN DÜNYASININ FARKINDA OLMAK GEREK
Çocuk Gelişim Uzmanı Filiz Yıldırım ise ebeveynlere çok iş düştüğünü kaydederek, “Sağlam toplum yapımızı korumak adına çocuğunun dünyasının farkında olan anne babalara ihtiyacımız var. Çocuklarımız maalesef odalarına terk edilmiş durumda. Odalarındaki bilgisayarları, ellerindeki telefon ve tabletleri en yakın aile fertleri konumuna gelen çocuklar var. Çocuğunun neye sevindiğini, neye üzüldüğünü, neyden korktuğunu, neye ilgi duyduğunu bilmeyen aileler geç kalmadan harekete geçmeli. Çocuklar bir toplumun devamına dair tüm emanetini devralır. Çocuklarına gerekli hassasiyeti göstermeyen ailelerin çoğunlukta olduğu bir toplumsa maalesef ayakta kalamaz. Çocukların hayatında sorumluluğu olan herkes elini taşın altına koymalı” dedi.
Çocuk Ergen Psikoloğu Serhat Çıkman
SOSYAL SERMAYE ERİYOR
Çocuk Ergen Psikoloğu Serhat Çıkman, dijitalleşmenin değerler üzerindeki etkisine dikkat çekerek, “Toplumsal psikolojinin önemli kavramlarından biri ‘sosyal sermaye’. Bir toplumda insanlar arasındaki güven, dayanışma, karşılıklı sorumluluk ve aidiyet duygusunun toplamıdır. Bu sermaye güçlü olduğunda, bir genç sorun yaşadığında başvuracağı en az üç beş büyüğü, bir hocası, bir komşusu vardır. Mahalle kültürü, bir çeşit ‘gayriresmî denetim mekanizması’ işlevi görür.” ifadelerini kullandı.
MANEVİ EĞİTİM ÖNEMLİ
Manevi eğitimin önemli olduğuna değinen Çıkman, “Psikolojide bağlanma teorisi, genellikle anne-çocuk ilişkisi üzerinden okunur. Oysa insanın ‘dikey bağlanma’ ihtiyacı da vardır. Kendinden daha büyük, anlamlı ve aşkın bir varlığa ya da değere bağlanma ihtiyacı. Bu, maneviyatın psikolojik karşılığıdır. Araştırmalar, sağlam bir manevi bağlanma geliştiren gençlerin, stresle başa çıkma becerilerinin daha yüksek olduğunu, öfke kontrolünde ve dürtü yönetiminde daha başarılı olduklarını göstermektedir” dedi.
Dr. Mehmet Teber/Klinik Psikolog, yazar
ÖĞRENCİ DOKUNULMAZLIĞI DİYE BİR ŞEY OLMAMALI
Okullardaki şiddet, zorbalıktan çıkıp ilk defa toplu katliam boyutuna ulaştı. Riskli çocukları takip ve müdahale sistemimiz yok, üzerine yazacağım. En temel sorun bence bu. Temel sorunlardan biri de dokunulmazlık, öğrenci dokunulmazlığı. Ülkemizde dokunulmazlık sadece milletvekilleri ile ilgili değil. Öğrenci devamsızlık yapar, aile gelir devamsızlık sildirir. Öğrenci zorbalık yapar, okul yöneticileri idare eder. Öğretmen öğrenciyi sınıfta bırakmak ister, sistem buna engel olur. Okul öğrenciye disiplin cezası vermek ister, veli gelip okulla kavga eder. Öğrenci suç işler, ebeveyni ardından koşup örtbas eder. Uzman öğrenciye terapi önerir, aile umursamaz. Doktor hastaneye/psikiyatriye yönlendirir, ebeveynler arka kapıdan kaçar.
Sevgili ebeveynler, iyi çocuk yetiştirmek istiyorsanız çocuğunuzun arkasını toplamayın, ödeyeceği bedeli elinden almayın. Bu ülke dokunulmazlıklar ülkesi. Huzur için çocuğa, öğrenciye, serseriye, sorumsuza ve suçluya dokunalım artık. A’dan Z’ye tüm sorumluları da görevden alalım lütfen.
RİSKLİ OLANLAR TAKİBE ALINMALI
Klinik psikolog, Dr. Mehmet Teber riskli çocukların takibi için aşağıdaki önerileri verdi:
Çocukla temas eden herkes riskli çocuğu tanır. Öğretmeni tanır, rehber öğretmeni tanır, psikolog ve hekim tanır bu çocuğu. Tanır da ebeveyne söz geçmeyince yapabileceği bir şey kalmaz. Ülkemizin acilen riskli çocukların takibi ile ilgili bir yapı kurması gerekiyor. Yıllardır çocuk ve gençle çalışan birisi olarak birkaç risk grubu öngörüyorum. Bu çocukları da kendi içinde hafif, orta, ağır diye kategorize ediyorum. İhmal, intihar, istismar, suça meyil, saldırganlık ve gerçeklikten kopma riski tanımladığım riskler. Bu gruptaki çocuklar toplum için patlamaya hazır bomba gibiler. Okul katliamları gösterdi ki, bizim bu riskli çocukları takip etmek ve rehabilite etmek için özel bir sistemimiz olmalı. Hekimler, öğretmenler, rehber öğretmenler, sosyal hizmet uzmanları, çocuk gelişimciler, psikologlar, hukuk mensupları bu sisteme girip kısa açıklama ile riskli çocuk kaydı bırakabilmeliler. Kimin kayıt bıraktığı ise kesinlikle ifşa olmamalı. Sonrasında sorumluluk Aile Bakanlığı’na devredilmeli. Bu çocuklar ve aileleri ile görüşülmeli, zorla da olsa terapiye/tedaviye götürülmeli, rehabilitasyon programlarına tabi tutulmalı. Risk grubundan düşene kadar peşi bırakılmamalı. Direnen ebeveynler cezalandırılmalı, gençler içinse geçici hapis de dahil birçok yaptırım türü belirlenmeli. Riskli çocuklar toplum için potansiyel tehdittir ve bu çocukların faturasını son olaylarda gördüğümüz gibi tüm toplum ödüyor. Bu nedenle bu çocukların iyiliği ailelerinin inisiyatifine, iknasına bırakılamaz. Sosyal çürüme yaşadığımız bir dönemdeyiz. Bu çürüme için atılacak çok adım var ama bugün niyetlensek toplumun ayağa kalkması oldukça zaman alacak. İşte o zamana kadar en önemli adım riskli çocukları tespit etmek ve rehabilite etmektir.